Kamuda Aile-Eş-Dost ve Yandaş "Kayırmacılığı" Hakkında

Kamu bürokrasisinin en önemli sorunlarından birisi olan "liyâkat" ve "ehliyet" dışlanarak yapılan "kayırmacı" atamalar... Son günlerde gündeme geldiği üzre sadece yargıda değil, kamu yönetimin hemen hemen her kademesinde yapılıyor. Fakat "kayırmacı" atamaların “adalet” sağlamakla görevli olan “adlî yargı” da yapılması, “eşitsizliği” daha fazla çağrıştırdığından olsa gerek, dikkatleri biraz daha üzerine çekti!

Başarılı-başarısız memur ayırımı yapılmadan, çoğu durumlarda başarısız ve liyakatsiz personelin daha kolay yükseltildiği bir memur rejiminin gitgide ortaya çıkması; liyâkat ve başarı kıstaslarından daha çok, mensubiyet ve sadakat kıstaslarına uygunluğun tercih edilmesi inkâr edilemez bir vâkıa haline gelmiştir.

Nepotizm yani “aile/akraba kayırmacılığı”, kronizm yani “eş-dost kayırmacılığı”, kliyentalizm yani “kamu kaynaklarını kullandırma noktasında iktidara yandaş kesim kayırmacılığı” kamuda personel alımında en yaygın tercih edilen “kayırmacılık” türlerinden…

Kamu yönetiminde, bilhassa karar alma sürecinde, ciddi yozlaşmalara neden olan bu “kayırmacı” kadrolaşma türlerine dair hukukumuzda yaptırımların olup olmadığını merak edenleriniz olabilir… Bu tür uygulamalar hukukumuzda “dolaylı” olarak cezai yaptırıma bağlanmıştır. Fakat bu vakaların hukuk metninde tipik bir “yolsuzluk” türü olarak belirlenmemesi cezaların ciddi yaptırımlara dönüşmemesine, hâliyle sıkça istismarına yol açmıştır…

Böyle olunca da; gerek bu kayırmacı uygulamalar, gerekse kayırılanlar zümresi, zaman içinde sosyo-politik bir devamlılık arz etmeye başlamıştır!

Gerçi, nepotizm-kronizm- kliyentalizm sadece mevcut iktidar döneminde peydâ olmuş bir problem alanı değil… Lakin hiçbir dönemde, 16 yıllık tek başına iktidar süreci yürüten Ak Parti hükümetleri döneminde olduğu kadar, bu denli umursamazca ve alenî şekilde, “kayırmacı” kadrolaşma uygulamalarının yaşanmadığı da bir gerçektir!

Mevcut iktidar partisi hükümetleri döneminde sadece “kayırmacı” personel rejimi uygulamaları artmadı, ülkemiz tabir caizse “Memur Cenneti” olma yolunda hızla yol almaya başladı!

Bozulan ekonomi ve artan işsizlikle beraber “ömür boyu garanti iş” anlayışıyla memuriyet cazip hale getirildi. Siyasi iktidar popülist bir anlayışla, kamu istihdamına yönelik kadrolu ve sözleşmeli memur alımlarına “son kale” muamelesi yaparak, olağanüstü stratejik anlamlar yükledi.

&

Her geçen gün “devletin müşterisi” olduğu kendisine daha fazla hissettirilmeye başlanan, ekserî kısmı ise neredeyse “bağımlı bireyler” haline getirilen “vatandaş”; siyasi iktidarın “liyakat” ve “ehliyet” normlarının dışlayarak devreye soktuğu “kayırmacı” kadrolaşma uygulamaları karşısında “irfanını” susturuyor... Hâliyle olan bitenleri de umursamıyor!

Peki, mekteplisinden alaylısına kadar, sadece hakikati söylemekle yükümlü olan, “aydın” takımı bu adaletsiz uygulamaları nasıl tolere edebiliyor?

Bu ülke aydınlarının "aklın yolu birdir" ilkesi gereğince, tek tek veya bir araya gelerek “Etmeyin eylemeyin! ‘Liyâkat bürokrasisi’ yerine ‘patronaj bürokrasisi’ni tercih etmekle ve kamu yönetiminin tüm kurumlarını “partili” hâle getirmeye çalışmakla çok yanlış bir iş yapıyorsunuz. İdare etmeye çalıştığınız yönetim aygıtını bozmakla kalmıyorsunuz, sizden sonraki iktidarlar içinde kullanışsız hale getiriyorsunuz. Belki bunu bilinçli olarak yapıyorsunuz, fakat bindiğiniz dalı kesiyorsunuz..!” şeklinde siyasi iktidarı uyarması gerekmiyor mu?

Netice itibariyle, yöneten-yönetilen arasındaki ilişki “layık olduğunuz gibi yönetilirsiniz” ilkesi gereğince tıkır tıkır işliyor diyelim ve bunların hepsini geçelim…

Yıllardır mevcut siyasi iktidarın ana kademelerinde yer alan, "Hz. Ömer adaleti”, “kul hakkı” ve “mutlak din/hesap günü” gibi vurgularını dillerinden düşürmeyen, hatta siyasi muarız ve muhaliflerini bu vurgular üzerinden rahatlıkla kategorize edebilen zevât; kamu hizmetlerine kadro alımındaki "kayırmacı" uygulamalar karşısında niçin sessiz kalıyor?

En basit sohbetlerinde bile muhataplarına “din” sosuna bandırılmamış tek bir kelâm etmeyen, ama iktidarın bu gibi gayr-i âdil uygulamaları ayyuka çıktığında çok iyi “ölü taklidi” yapabilen siyasal İslamcılar niçin susuyor?

Hani haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandı?

Hani Nisa 58deki ilahî emir?

Hani…İşler, ehil olmayanlara verilince kıyameti bekleyin!” diyen peygamber ikazı?

Oysa bu kitle, geçmişte “ehliyet” ve “liyâkati” dışlayarak yargıda etnik ve mezhep temelli yandaş kadrolaşma yapan CHP’li Moğultay’ı şiddetle kınıyorlardı! Lakin dün haklı olarak şiddetle kınadıkları kötü uygulamaları, bugün sınırsızca ve sorumsuzca kendileri yapıyorlar! 

Dün, Moğultay’ın kural tanımaz kadrolaşma çılgınlığı yargı bürokrasisini yozlaştırdıysa ve ülke 28 Şubat’a sürüklendiyse… 

Dün, 13 senelik Ak Parti-Cemaat ortaklığının bilhassa yargıdaki ve askeriyedeki kadrolaşma çılgınlığı ülkeyi nasıl 15 Temmuz’a sürüklediyse…

Bugün, mevcut iktidar kapasitesinin bilhassa yargıdaki “ehliyet” ve “liyâkati” dışlayan kadrolaşma uygulamalarının da, gelecekte daha ciddi yozlaşmalara ve travmatik süreçlere neden olacağından kimsenin kuşkusu olmasın! 

Hülasa,

Galiba, bir devlet büyüğümüzün dediği gibi, atı alan Üsküdar’ı geçti!

Bundan sonra, Ra’d 11 gereğince (Herhangi bir toplum, tutumunu değiştirmedikçe Allah o toplumun konumunu değiştirmez!) Hâkimler hâkiminin hükmü gerçekleşene kadar da yapacak pek bir şey yok! 

0
0
0
s2smodern