Gördüklerinizin Yarısına, Duyduklarınızın Hiçbirine…

Şu günlerde, yaşadığımız acılarla ve maruz kaldığımız tehlikelerle uyuşmayan çok tuhaf ve kuşkulu bir süreç yönetimine şahitlik ediyoruz. Ülkenin bekâ faktörleri muazzam bir tehlike altında iken; ortalık sanki güllük gülistanlıkmışçasına, üstüne üstlük bir de darbe teşebbüsü ardından, yangından mal kaçırırcasına bir “sistem” değişikliğine gidiyoruz.

Siyaset üreten sadece bir tek merciin olduğu ve tek gelecek tasavvurunun müstakbel üç seçim üzerine kurulu olduğu ülkemizin ordusu; bu ahval ve şerait içerisinde bir kaç cephede birden savaş veriyor!

İşte böyle bir süreçte, medya aracılığıyla Suriye Savaşı’yla alakalı bize servis edilenlerin, hacmi, içeriği, hedeflemeleri hatta dili, yukarıdaki tuhaf ve kuşkulu süreçle direkt ilintili oluyor hâliyle… Eğer farklı bir kaynak taraması ve özel bir gayret sarf etmezseniz, bu savaşa dair öğreneceğimiz “şeyler”, bunları bize medya aracılığıyla servis edenin takdir ettiği kadar oluyor!

Malumunuz mevcut siyasi iktidar medya üzerinde fazlasıyla söz sahibi. Afrin Harekâtının ilk günden beri her gelişmesinin "son dakika" olarak veriliyor olması; her şehit haberinde sayaç gibi şehit sayısı tutulması ve gece gündüz harekâtın detaylarının konuşulması, savaşın mahrem kalması gereken “teknik” detaylarının fütursuzca faş edilmesi sizce ne kadar normal?

Mesela operatif devlet modunda İdlib’te verdiğimiz mücadele ve orada maruz kaldıklarımız Afrin yoğunluğuyla kamuoyuna sunuluyor mu?

180 günlük Fırat Kalkan Harekâtı hakkında hamaseti bir kenara koyarsak, bu harekât bize nasıl servis edildi? Şartlar şimdikinden daha müsait olduğu halde Fırat Kalkan Harekâtı sürecinde, yanı başından geçtiğimiz Menbiç’e niye girmedik?

Peki, İŞİD peşine düşürülmek zorunda kaldığımızda, Fırat Kalkanı’nın temizlediği bölge neresiydi peki? Bu bölgede hangi ABD ve iş tuttuğu pkk/ypg eşkıyasının varlığına tehdit oluşturduk?

Örneğin… En başından beri; ayrıntılarını asla bilemeyeceğimiz ama gözlemleyebildiğimiz gerek Rusya-İran-Suriye ekseniyle, gerekse ABD-İsrail-Suud ekseniyle yürütülen sıkı pazarlıklar ve müzakerelerle ilgili, ciddi bir medya performansına rastlayabildiniz mi?

Sadece “gerçekten” konuya hassas olan ve bilgi edinme hakkına sahip vatandaşlarımızı ilgilendiren bu konuları bir kenara koyalım… Güneyimizdeki savaşın/harekâtın en anlamsız detaylarını mümkün olan en yüksek sesle duyurulduğu ve takip edildiği bir habercilik anlayışı ve medya yönetimi sizce normal mi?

Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımdan siyasi iktidarın sevk ve idare ettiği bu medya yönetiminin, toplum mühendisliğinin en beceriksiz işi olarak niteleyecek bir anlam çıkarılmasın kesinlikle! Zira şu anda toplum mühendisliğinin en ustaca olanı ile karşı karşıyayız!

Savaş haberleri Türk televizyonlarında; iktidara ve “tek adam” dinamizmine zeval vermeyecek hassasiyette ve çıkar çerçevesi içinde, üstüne üstlük dış politika ile iç politika birbiri üzerine ve iç içe sunuluyor…

Dünyanın her tarafında savaşla ilgili haberlerde egemen taraf ne siyasi iktidarlardır, ne de medya… Egemen taraf “daima” ordudur! Lakin bizde egemen taraf “daima” siyasi iktidardır!

Dünyanın her yerinde medya ve savaş konusunda ordu, medya ve izleyici üçlüsü ilişkisinde, ordu haber gündemini belirlemek için elindeki imkânları kullanarak kendisi için en faydalı propagandayı yapmaya çalışırken, bizde bu işleri mutlaka siyasi iktidar manipüle eder!

Dünyada bu tip durumlarda, yegâne haber kaynağı ordu ve ordunun faaliyet alanlarına dair detaylardır. Medya büyük oranda orduya bağımlıdır. Bizim ülkemizde medya siyasi iktidara bağımlıdır.

Hâliyle siyasi iktidar merkezde olunca, savaş haberlerinin sunumu da küçük detaylar dışında hemen tüm televizyon kanallarında aynı özelliklerde servis ediliyor… Haber sunumlarında; aynı anda birden fazla görüntü, haritalar, alt yazılar, akan yazılar, küçük alanlarda konuşan eldivenden merdivene her şeyi bilen yorumcular, aynı tipler, aynı isimler…

Adeta her türlü bilgi seti  “boca edilerek” kamuoyuna servis ediliyor. Tüm belirsizlikler ve propagandalar görüntü bolluğuyla ambalajlanıp vatandaşa sunuluyor. Eğer görüntü sıkıntısı çekilirse, dünyanın başka savaş bölgelerinden alınan görüntüler montajlanıp servis ediliyor!

Uzman olarak programlara çıkarılanlar ise; “aynı tornadan” çıkma, daima siyasi iktidarın maslahatlarını gözeten, “arzu edilmeyen” açıklamalarda bulunma ihtimali sıfır tipler… Bu yüzden hukuk, ekonomi, strateji ve güvenlik, konularında dahi ahkâm kesme cüretinde tipler “yandaş” standartlarda en risklerle kamuoyu önüne çıkarılıyor.

Eğer gündeme haddinden fazla bir odaklanma varsa, anında makas değiştirilip mutlaka araya “cambaza bak!” misyonunda gazeteci-yorumcu kılıklı ajitatör tipler sokuluyor!

Şu anda bu konularda hayli şikâyet var. Lakin iç siyasette manevra alanını daraltacak ve zülf-i yâresine dokunacak en ufak olayda müsamahasız davranıp "yayın yasağı" getiren siyasi iktidar, savaş zamanı niçin bu yola başvurmuyor?

Yani bu şartlarda, Amerikan edebiyatının ilk dâhisi Edgar Allan Poe’nun dediği gibi:  Gördüklerinizin yalnızca yarısına inanın, duyduklarınızın hiçbirine!

 

0
0
0
s2smodern