Bu Ne Perhiz Bu Ne Lahana Turşusu!

CENTCOM Komutanı Votel, inadına Türkiye’nin Afrin’deki operasyonuna rağmen YPG ile iş birliğine devam edileceğini söylüyor… Ardından Pentagon sözcüsü Eric Pahon “Menbiç’e sıkıysa girin ABD ordusu orada” mealinde laflar ediyor ve bu yetmezmiş gibi bir de yeni bir göç dalgasıyla Türkiye’yi tehdit ediyor!

Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan devreye giriyor; Afrin Harekâtı’ndan sonra TSK’nın hedefinin, ABD kontrolü altındaki Menbiç ve Fırat’ın doğusu olduğunu sert bir üslupla ifade ediyor! Bunun yanında “batsın sizin müttefikliğiniz ve stratejik ortaklığınız” içerikli mesajları da en üst perdeden sıralıyor…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en üst perdeden Amerika’ya yönelik “atarlanma” odaklı her beyanı, “içeride” tüm mecralarda azami derecede yer alıyor…

Daha sonra bizzat Sayın Erdoğan’ın iktidar networku içinden birileri “mutlaka” devreye giriyor ve iki ülke arasında “dostluk” ya da “ortaklık” vurgusu içeren mesajlarla zevahiri kurtarıyor! Bazen bu kadrolar sadece zevahiri kurtarmakla kalmıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylediklerinin aksi mesajlar da vererek, tabir-i caizse “politik düzeltmeler” de yapıyorlar!

Böyle olunca, Sayın Erdoğan’ın ABD’ye yönelik en şedit atarlanmaları içeride coşku ile karşılanırken, ABD indide “bir dosta atarlanmanın rahatlığına” dönüşüveriyor!

Tabii bu ikinci hamlenin ”direkt” muhatabı ilgili ülke/ülkeler olduğu için, olan-bitenler kamuoyu önüne asgari derecede servis ediliyor!

&

Misal… Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu The New York Times gazetesinin internet sitesinde “Amerika Yanlış Bir Ortak Seçti” başlıklı bir makale kaleme alıyor… İlgili yazısında Sayın Çavuşoğlu “…Türkiye ve ABD'nin bu coğrafyada ortak hedefleri var! ABD'nin Türkiye gibi kabiliyetli bir ortağı varken YPG/PKK'ya güvenmesi, kendine zarar verecek bir hatadır…" Diyor! 

Anlayacağınız “bizim gibi bir müttefik dururken, niçin PYD/YPG ile işbirliği ve ortaklık yapmayı tercih ettiniz?” durumlarında Dışişlerimiz!

Bir tarafta bölgedeki ABD varlığını reddeden Erdoğan beyanları, diğer tarafta, “Türkiye ve ABD'nin bu coğrafyada ortak hedeflerine ve çıkarlarına” vurgu yaparak, bir anlamda Amerika’nın bölgedeki varlığına meşrûiyet ve rızâ üreten M. Çavuşoğlu beyanları!

Benzer durumlar, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın temaslarında ve beyanlarında da görülüyor…

Sanki... Amerika Türkiye’ye Obama dönemi öncesine geri döneceği garantisini verse, ardından PYD/YPG’nin içinden PKK’yı ayıklasa ve PKK’ya verilen silahları geri alıp PKK ile bundan sonra çalışmayacağı istikametinde hamlelerde bulunsa; Türkiye anında Rusya-İran eksenini terk edecekmiş gibi bir politik duruş izliyor!

&

Şimdi “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?” diyeceğim… Birileri de “devletlerarası diplomasi duygusallık kaldırmaz!” yahut “diplomasi, ilişkileri akıl ve mantık zeminine çekme gayretidir…” gibi aforizmalardan dem vuracak!

İyi-hoş da… Aynı devleti yöneten üst düzey yöneticiler arasında, politik vaziyet tespiti ve politik istikamet tayini noktasında, birbirleriyle çelişen beyanlar üretmek “kâideli devlet”lerde görülen bir durum mudur?

Bu durum “anlık öfke ve sinirli tutum girdabına kapılan bir liderin söylediği lafı, bir başka üst düzey yöneticinin alttan alarak, teâmül yahut makuliyet çizgisine çekmesi…” şeklinde açıklanacak kadar basit midir?

Naçizane benim bu sorulara cevabım şu şekilde: Siyasi iktidarın "karizmatik lideri", uluslararası siyaseti iç siyasete gelişi güzel malzeme olarak kullanırken; aynı iktidar networkunun diğer unsurları da “reel politik”  duruşun gereklerini yerine getiriyor! 

Netice itibariyle, bu “kontrollü” yöntem sayesinde siyasi iktidar içerisinde bu rolleri üstlenen ve ustaca tatbik eden her iki taraf da kazanç sağlıyor! Biri “karizmatik lider” faktörüyle  “popülist söylemler” üreterek daralan iç politik manevra alanını genişletiyor; diğerleri de popülist çıkış ve söylemlerle savrulmaya başlayan dış politik ilişkilere “tutarlılık” ve “ölçü” getirmeye çalışıyor!

Hülasa,

Türkiye şu anda ABD-AB ile Rusya-Çin-İran arasındaki mücadele ve rekabette belirleyici bir ülke değil. Çıkarları istikametinde en az riskle bekâsını korumaya çalışan, ara sıra itiraz eden, çoğunlukla iç politik kaygılarla devreye sokulan gereksiz çıkış ve söylemlerle sorun üreten bir dış politik vizyon çizen, en nihayetinde elindekiyle yetinmek zorunda bırakılan bir büyüğüz!

Rasyonel faydacılığı da, ortaklığı da, rekabeti de pek beceremiyoruz. Tavlada iyiyiz fakat satrancımız kötü!

Oyun kurucu” olamasak da “oyun bozmakta” iyiyiz, Şu anda yine “oyun bozmak” için sahadayız! Lakin bu şartlar içerisinde, Türkiye’nin kime dost kime düşman diyeceğini hâlâ netleştirmeksizin ve neye evet-neye hayır diyeceğini açıkça ifade etmeksizin istikrarlı bir şekilde dümen tutması oldukça güç!

Bunun için ülkemizi yönetenler acilen merkezî hiyerarşik değerlerini netleştirmeli ve jeopolitik konumunudüzgün” ve “net” bir şekilde tayin etmelidir.

0
0
0
s2smodern