ABD'nin “Tampon Bölge” Teklifi Ne Anlama Geliyor?

Zeytin Dalı Harekâtı’nın 3. Gününde, ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında bir telefon görüşmesi yapıldığı, Tillerson’ın bu görüşmede Türkiye’ye 911 km'lik Suriye sınırı boyunca 30 km'lik “Tampon Bölge” oluşturulması için beraber çalışmayı teklif ettiği, bizzat M. Çavuşoğlu tarafından açıklandı…

Gerçi, Davos'ta bulunan ABD Dışişleri Bakanı Tillerson Çavuşoğlu’nun bu beyanını, “Bu konuları konuştuk ama Türkiye’ye herhangi bir öneri sunmadık” şeklinde yalanladı… Lakin Tillerson’un bu “yalanlama” açıklaması; Erdoğan-Trump arasındaki telefon görüşmesinin bazı detaylarına ilişkin, Beyaz Saray’dan gelen açıklamalara “yalanlama” getiren Türkiye’ye “misilleme” şeklinde bir karşı çıkış olma ihtimali yüksek...

ABD’nin Türkiye’ye böyle bir teklif sunması hem konjonktüre çok uygun, hem de ABD Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü Korgeneral Kenneth F. McKenzie de aynı günlerde benzer bir açıklama yaptı. Türkiye ile bu konuda görüşmelerin sürdüğünü söyleyen McKenzie “Türkiye ile olası bir güvenli bölge konusunda görüşmelerimiz sürüyor” dedi.

 Oysa bu “tampon bölge” teklifini yıllardır Obama'ya kabul ettirmeye çalışan ve Avrupa'dan bu konuda sürekli destek isteyen ülke Türkiye; “elimizde bu yönde bir saha gerçeği yok” diyerek Türkiye’yi oyalayan ve ısrarla reddeden ise Amerika idi…

Peki, bu saatten sonra Türkiye’ye bu doğrultuda bir teklif götürülmesi ne anlama geliyor?

1 ) Türkiye Fırat Kalkan-Afrin Harekâtları ve Menbiç'ten başlayarak Fırat'ın doğusu hedeflemeleriyle ABD'nin “asıl planı”nı akamete uğratmayı başardı. Bu son dakika “tampon bölge” yahut “güvenli bölge” teklifi, ABD için bir çeşit “yedek plan” olabilir!

Başta PKK/YPG kapasitesi tehdidi olmak üzere, diğer çevresel tehlikeleri Türkiye sınırının belli bir mesafesi ötesinde tutarak, Türkiye’nin sahaya inmiş askeri hareketliliğini önerdikleri “tampon bölge” derinliğinde meşgul ederekoyalamayı” düşünebilirler. Böylece, “kantonları” birleştirme işine kaldıkları yerden birde bu şekilde devam etmeyi deneyebilirler!

2 ) Bu önerinin teknik boyutuna gelirsek…

Önerilen bölge; Güvenli Bölge (safety zone) mi olacak? Koruma Altındaki Bölge (protected zone) mi olacak? Uçuşa Yasak Bölge (no-fly zone) mi olacak? Yahut Tampon Bölge (buffer zone) mi olacak? Bunların hepsinin statüleri, hukuki durumları ve teknik detayları farklı… Bunlardan biri olacaksa, bunun yönetimi ve denetimi ne olacak?

Örneğin Türkiye, “ben bu bölgeye ÖSO yahut Türkmen ve Arap ağırlıklı nüfustan yerleştirme yapacağım ve bölgenin güvenliğini de bunlarla birlikte sağlayacağız…” derse ABD buna ne der?

Yok, sadece mülteciler için insanî bir koruma alanı kurulması düşünülüyorsa, bu konuda ABD’ye ve diğerlerine nasıl güvenilir? O halde bu "insanî koruma alanı"nı kim koruyacak? BM mi?

Bırakın koca bir bölgeyi, Bosna Hersek savaşında “güvenli bölge” statüsünde olmasına rağmen Srebrenica şehrinde, Bosnalı Sırp komutan Mladiç’in kuvvetlerinin marifetiyle tarihin en büyük soykırımlarından biri gerçekleştirilmişti! Hem de Srebrenica'da konuşlu BM koruma gücünün varlığına rağmen!

Bunların hepsi bir yana, bu işe Rusya-İran-Suriye ekseni ne der? Sırf "bu konuların ABD ile müzakere ediliyor" görüntüsü bile Türkiye ile bu ülkeler arasında güven bunalımı doğurur. Kaz gelecek yerden bırakın tavuğu, tavuk kümesini feda etmeye hazır olan ABD, bu öneriyi Türkiye'ye sunarak bu faktörü de hesap etmiştir! 

3 ) ABD, “Çözüm Süreci” adı verilen "MİT-Öcalan Müzakere Süreci" çökünce sona eren PYD ve Ankara arasındaki yakınlaşmayı yeniden sağlama alma noktasında cazip tekliflerle Beştepe’ye gelebilir!

Bu güne dek Türkiye’yi dizginlemek için kullandıkları PYD/YPG kartı içerisinden PKK kapasitesini devre dışı bırakmak başta olmak üzere, PYD/YPG’ye verilen silahların PKK'ya gitmeyeceği, gidenlerin ise geri alınması gibi hususlarda garanti verebilirler. Hatta bu konuda Türkiye’nin ilgili kurumlarına; teklif ettikleri bu sürecin yönetimi ve denetimi hususlarında sahada işbirliği önerebilirler!

Zaten, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı H.Raymond McMaster’ın bu istikamette çalışmalara başladığı biliniyor!

Diğer taraftan; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidar networku içerisinde yer alan ve Türkiye-Rusya-İran ekseninden memnun olmayan, üstüne üstlük “Çözüm Süreci” yıllarında “Türk-Kürt 2023 Gelecek Tasavvuru” ütopyasının tadını hâlâ damaklarında hisseden bir kapasite mevcut! Bu kapasitenin ABD tarafından “motive edilerek”, bu istikamette Sayın Erdoğan’ı ikna etmek için devreye girebileceğini de düşünüyorum!

Hülasa

Türkiye herhangi bir sınır kalibrasyonu işlemi yapacaksa ve sınırının hemen önünde “Tampon Bölge” yahut “Güvenli Bölge” ihdas edecekse, bunu hasımlarının teklifiyle değil, kendi iradesiyle yapmalıdır. “Cazip” dahî olsa, bu istikamette gelecek tekliflere itibar edilmemelidir.

Türkiye’nin asıl amacı; CENTCOM’un Suriye’de ki kantonları birleştirip, bedeli ne olursa olsun, Suriye sınırının tamamını YPG/PKK’ya bırakmasına engel olmaktır.

ABD’nin elinden “PKK/YPG maşası” mutlaka alınmalı, böylece CENTCOM’un Suriye’deki en önemli varlık sebebi yok edilmelidir! İşte bu hedefleme, Türkiye’nin en önemli bekâ faktörüdür!

Bu doğrultuda Afrin’de başlatılan süreç, Menbiç’i de kontrolümüz altına alarak "kararlı" bir şekilde sürdürülmelidir.

Bunun dışındaki her çözüm önerisi geçici ve oyalayıcıdır!

0
0
0
s2smodern