“Şu Anda Yeri Değil” Mazereti Arkasında Bekletilenler!

Afrin hareketlenmesinin üzerinden bir hafta geçti. En son, ülkemizin güvenlik politikalarını uygulayan askeri ve sivil bürokrasinin iki önemli temsilcisi Sayın Akar ve Fidan son MGK toplantısının ertesi günü Moskova’ya gitti. Türkiye'nin Afrin ve Menbiç’e operasyon yapacağını defalarca açıklayan Türkiye ile Rusya arasında olan bitenler... Sahada Türkiye lehine ve aleyhine olabilecek değişiklikler... İlk günkü “Fırat’ın batısı bizi ırgalamıyor” tarzındaki tavrı değişmeye başlayan ABD, hangi hamleleri devreye sokar... Bu ve bağlantılı diğer konularla alakalı düşüncelerimizi ve edindiğimiz bilgi setlerini önümüzdeki yazımızda değerlendireceğiz.

Bu yazımda, bu hengâme içinde pek değinemediğim bazı handikapları, kaygılarımı ve gözden kaçan mühim detayları sizlerle paylaşacağım…

 &

Malumunuz, mevcut siyasi iktidarın Suriye politikalarını altı seneden beri eleştiriyorum. Gözden kaçırılsa da, bugün yaşadığımız olumsuzlukların çoğu siyasi iktidarın "kötü" sevk ve idare ettiği Suriye politikalarının bir neticesi… Hatta egemenlik haklarımıza ağır hasar veren, bugün ABD tarafından "Kuzey Suriye Federasyonu" adıyla bir federal sistemde birleştirilmesi tasarlan Afrin-Cezire-Kobani bölgelerinin kantonlaşması bile, Suriye politikalarıyla eşgüdümlü ve eşzamanlı yürütülen “Çözüm Süreci”ni yöneten bürokratik ve siyasi kapasite ile kendisine İmralı’dan Suriye'nin kuzeyine istikamet verme imkanı verilen terörist başı apo’nun ortak işleri..!

Bu iki önemli ayrıntı uzun bir süredir yaşanan krizlerden ötürü “şu anda yeri değil” mazeretinin ardında saklanan ve gündeme getirilmeyen gerçekler!

Bence Türkiye’nin en büyük handikabı; işlerin bu raddeye gelmesinde önemli payı olan kötü politikaları geçmişte yönetmiş ve bu politikalardan "düzgün" çıkış yapamamış siyasi ve bürokratik kapasitenin, şu anki “güvenlik politikalarını” da yönetiyor olmasıdır!

İşte tam bu noktada sorulması gereken soru şu: Mevcut Afrin Harekâtı başta olmak üzere, bu mecrâda yürütülecek politikaların, aynı kapasite tarafından geçmişte olduğu gibi tekrar kötü yönetilme ihtimali var mı? Elbette var!

İşte, en büyük çekincemiz bu!

&

Yine 16 yıllık tecrübeyle sabittir; mevcut siyasi iktidar, “milli politikaları” nalıncı keseri gibi kendi iç politik hedeflemelerine yontmadan ve bilhassa “kriz yönetimlerinde” krizlerin içerisinde barındırdığı “fırsatlara” göz dikmeden süreç yönetmiyor!

&

Kimse darılmasın, lafımı eğip bükmesin!

Terör koridoru” pazılının tamamlanmış ve ülkemize yönelik en fazla tehdit ve tehlike üreten kısmı "Fırat'ın doğusu" diye tabir edilen ve Irak’ın kuzeyine kadar uzanan ABD/CENTCOM/PKK/YPG kapasiteli bölgedir. Şu ana kadar bu bölgeye darbe vuracak çok “net” ve “etkili” bir hamle yapıldığını düşünmüyorum. Bu düşünceme neden olan çok güçlü bir "sebep" var:

En büyük hasmımız ve “Kürt Koridoru”nun mimarı kim? ABD. Peki, bu proje ve ABD’nin Fırat’ın doğusundan Irak’ın kuzeyine kadar olan bölgedeki PKK/YPG kapasitesine hamilik yapması, egemenlik haklarımıza apaçık bir tehdit değil mi? Kesinlikle!

O halde, Türkiye içerisindeki; 15 Temmuz hain darbe girişiminden tutun dâhili ve harici terör kapasitelerine destekleri bilinen ve “Truva Atı” misyonuyla faaliyet gösterdiği aşikâr olan “İncirlik üssü” başta olmak üzere diğer ABD üsleri niçin kapatılmıyor?

Siyasi iktidar bu hamleyi yapsaydı, bırakın yapmayı ufaktan teşebbüs dahî etseydi, sınır ötesine herhangi bir askerî hareketlenmeye gerek bırakmadan ABD’yi gemlemiş olmaz mıydı?

Ülkemizdeki 6 coğrafi bölgeye yayılmış 20’nin üzerindeki “tüm” ABD ve NATO üsleri aktif halde iken; ABD'nin güneyimizde yürüttüğü "Kürt Koridoru" projesine engel olacağımıza dair mevcut askerî ve politik hamlelerimizin “reel” bir karşılığı ve “milli” bir ederi olabilir mi?

&

Piyasadaki onca teknik detay ve analiz kasmaları içinde “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirten yukarıdaki düşünceler, birer detaymış gibi gözüküyor ve gözden kaçıyor… Lakin bir gerçek var ki, gözden kaçan veya kaçırılan “detaylar”, hayatî derecede önemli olan bir konuyu ya da durumu pozitif sonuçlandırmak adına çok önemli ipuçları saklar içerisinde!

İşte, zamanla bazı “detaylar” daha fazla öne çıkmaya başlayınca bakıyorsunuz siyaset kurumu sessizce kenara çekiliyor ve meydan eldivenden merdivene her şeyi bilen ve konuşan ekran ulemalarına bırakılıyor! Ardından, “diplomasi ile duygusallık arasındaki çizginin korunması ve sağduyulu hareket edilmesi gerekir” veya “bekâra karı boşamak kolay” gibi argümanlar “yüksek dozda” kamuoyuna zerk edilmeye başlanıyor!

Hülasa,

Bir sabah uyandık ki, Kıbrıs harekâtı başlamış! Kahraman ordumuz 48 saatte havadan karadan ve denizden duruma vaz’iyed etmiş...” şeklindeki bilgi ve hatıra setlerine alışık bir nesil olarak; şimdiki gibi patırtılı-gürültülü, hamaseti ve atarı bol kriz yönetimlerine pek aşina değiliz maalesef..!

Lakin gelinen aşamada, CENTCOM ve işbirliği yaptıkları YPG/PKK gibi örgütlerin güney sınırımızda terör devleti kurmasına kesinlikle izin verilmemelidir. Bu tehlikeyi ortadan kaldıracak her türlü hareket ve harekâtta “devletimizi” desteklemek görevimizdir.

Aldırış bile edilmeyen onca uyarı ve tenkite rağmen, en önemlisi hatalarda ısrar edilmesine rağmen, düşmana "düşman" denilen her hamlenin yanında ve arkasında durulması boynumuzun borcudur!

0
0
0
s2smodern