Afrin İllüzyonu!

1 ) 13 Ocak 2018 itibariyle, TSK sınırda konuşlu obüsleriyle Afrin kırsalındaki YPG mevzilerini vurmaya ve sınıra asker ve zırhlı-mekanize birlikleri yığmaya başladı.

Tıpkı; 15 Şubat 2016, 1 Mayıs 2017, 27 Haziran 2017, 22 Kasım 2017, 18 Eylül 2017 tarihlerinde olduğu gibi… Lakin ne sonuncusu, ne de geçmiş tarihlerde yaşanan tüm bu “Afrin hareketlilikleri” bir türlü “Afrin Harekâtına” dönüşmedi.

Aslında uzun bir süredir operatif anlamda Afrin ve çevresinde sahadayız. En başından beri özel kuvvetlerimiz ve orada iş birliği yaptığımız yerel güçler PKK/YPG hareketliliğine ve hamlelerine anında müdahalelerde bulunabiliyor. Zaten Türkiye Afrin’e “tam kapasite” girebilseydi, bu hamlenin asıl gerekçesi Afrin’in Menbiç ile olan bağlantısını ve terörist sirkülâsyonunu engellemek için olacaktı.

Başından beri yaşanan en büyük sıkıntımız ise bölgedeki güçlerimize hava desteği veremiyoruz. Bırakın hasmımız ABD’yi, müttefikimiz Rusya’da Türk uçaklarına bölgede izin vermiyor!

Tablo bu!

Maalesef bu operasyonlar Sayın Erdoğan’ın “Bir gece ansızın gelebiliriz” şeklinde “bir türlü” gerçekleşmiyor! Tabiri caizse davul zurna çalarak tüm dünyaya ilan edilmediği kalıyor bu operasyonların… Oysa bu tür “harekât”ların ne peşrevi olur, ne de yola koyulduktan sonra geri vitesi!

2 ) Daha öncede yazmıştım, Türkiye Afrin’e girmekte geç kalmıştır. Geçtiğimiz sene bahar sonu yaz başında, şartlar ve dengeler şimdikinden çok daha müsaitken; bölgeyi kontrol altında tutan Rusya, “Türkiye ABD ile birlikte Rakka operasyonuna girmesin” maksadıyla Afrin’e girişi için TSK’nın önünü açmıştı.

Rusya bu istikamette; Afrin’de PKK’yı seyreltmiş, TSK’nın Azez-Mare’den batı istikametinde Til-Rifat’ta etkinlik sahasını genişletmiş (burada 9 kadar köy PKK’dan ÖSO’ya devrettirilmişti), ABD’nin müdahalesini men için Doğu Akdeniz’de askerî memorandum bile ilan etmiş, üstüne üstlük Esad'da PKK/YPG’yi lojistik yönden baskılamıştı… Tüm bu avantajlara rağmen TSK ne hikmetse Afrin'e “tam kapasite” girmedi!

İşin “direkt” içinde olan askeri kaynaklara soruyorsunuz “biz hazırız lakin siyaset kurumu yol vermiyor” diyorlar… Niye diye soruyorsunuz “ABD’nin de mutabakatı aranıyor galiba!” diyorlar!

3 ) ABD orijinli haber gruplarına yansıyan son haber ve yorumlara göre, Erdoğan’ın bölgeyle alakalı sert açıklamaları iç politikaya yönelik bir hamle olarak görülüyor ve müstakbel bir “Afrin Harekâtı” ABD tarafından “ciddiye” alınmıyor!

Hatta dün CENTCOM’un Türkiye-Irak sınırına 30bin YPG’li yığması “Sen Suriye’de YPG’ye müdahale edersen ben de sana Irak başta olmak üzere başka cepheler açarım” mesajıydı.

4 ) Aslında, “biz bu terör devletini kurdurtmayacağız ve bu Suriye’yi YPG’ye dar edeceğiz” diyorsanız ilk yapılması gereken iş, önce içeriyi sağlama almak... Bu istikamette yapılacak en önemli hamle ise Hatay’ı bir askerî üsse çevirmek olmalıdır. Türkiye’nin asıl hedefiyse, ele geçirildiğinde Afrin’i büyük ölçüde Türkiye’nin etki alanına sokacak olan Menbiç olmalıdır. Türkiye’nin Menbiç’te kontrolü ele alması aynı zamanda Afrin’in de çepeçevre kuşatılması demektir.

Hazır Menbiç demişken… Fırat Kalkan Harekâtı sırasında yolumuzun üstündeki Menbiç’e, onca beklentiye ve elverişli şartlara rağmen girilmemesi kafalarda kalan bir başka soru işaretidir.

Hülasa

Anlaşılan o ki, genelde “Fırat’ın batısı” özelde “Afrin” tüm yönleriyle bir illüzyon halini almaya başladı!

Bir seneye yakın bir zamandır, sanki Suriye’nin kuzeyinde tüm tehdit ve tehlikeyi Afrin bölgesi üretiyormuş gibi, siyaset kurumundan tutun asker ve sivil bürokratik kapasiteye kadar devletimiz ve kamuoyu bu bölgeyle meşgul... Buna rağmen “Afrin Harekâtı” bir türlü başlamadı. Gerçi, iç politik manevra alanını genişletmek uğruna 6-7 aydır yapacağı operasyonu haykırarak bağıran siyasilerimiz yüzünden, bölgedeki tüm hasımlarımız gardını almış ve karşı hamleleriyle hazır vaziyetteyken, artık nasıl bir sonuç alınacaksa?

Ülkemizin Suriye politikalarını sevk ve idare eden siyasi ve bürokratik kapasiteye sorulması gereken “asıl” soru şu: Fırat’ın doğusunda, Irak’la da sürekli etkileşim halinde olan, ABD/CENTCOM hâkimiyetindeki PKK/YPG kapasiteli muazzam tehdit ve tehlike üreten bölge ne olacak?

Sanki bu bölgeyle alakalı bir meşrûiyet ve rıza varmış gibi siyaset kurumundan askerine kadar, hamâsî söylemleri bir tarafa koyarsak,  ciddi bir tavır ve hamle göremiyoruz!

Fırat’ın doğusu” deyip geçmeyin; Gaziantep’ten Hakkâri’nin ucuna kadar ki sınırımız cephe olacak şekilde konuşlu olan ABD/CENTCOM’un yan unsurları haline getirilmiş PKK/YPG sadece "Kürt Koridoru" mimarisinin taşeronları değiller... Bu şer kapasiteleri bu uzun sınır hattı boyunca Türkiye içerisiyle de etkileşim halindeler ve CENTCOM moderatörlüğünde müstakbel şehir savaşları” için “rezerv alanlar” oluşturuyorlar. Bu durum “Türkiye’yi Suriyeleştirme” sürecinin de startı anlamına gelir ki, kâbus ötesidir!

Anlayacağınız, Suriye’nin kuzeyinde Fırat'ın doğusuna vaz'iyed edilip CENTCOM devre dışı bırakılmadıkça, Fırat'ın batısının temizlenmesinin bekâmızın selameti açısından bir anlamı olmayacaktır!

Güneyimizdeki ABD/CENTCOM kapasitesi bizim için en câri tehdit ve tehlikedir. CENTCOM’la komşu olduğumuz müddetçe Türkiye’ye rahat yüzü yoktur; sadece güvenlik anlamında değil, ekonomisinden demokrasisine hatta iç barışına kadar dümen tutması çok ama çok zor olacaktır.

0
0
0
s2smodern