29 Aralık 2017 İran Halk Ayaklanması Hakkında

29 Aralık 2017 itibariyle İran'da muhalif halk sokağa indi! Aradaki ufak çaplı olanları saymazsak, 2009'dan bu yana İran’daki en büyük protesto gösterileri olarak nitelendirilen bu eylemler,  “hayat pahalılığı” sebebiyle başladı ve bir süre sonra pek çok şehre yayılarak rejim karşıtı eylemlere dönüştü.

ABD Başkanı Trump olayların başladığı ilk günden itibaren eylemleri desteklediğini açıkladı ve tüm dünyaya seslenerek muhalif eylemcilere destek çağrısında bulundu.

Çok ilginçtir; İran, ABD’nin bu hamlesi karşısında ülkesinde muhalif nümayişlerin kaynağını ABD olduğunu açıklamak yerine eylemleri “İran halkının, bazı medeni isteklerini dile getirmek için ve kurumlarla alakalı eleştirel bir yaklaşım sergiledikleri kent meydanlarında yapılan toplantılar” olarak niteledi. Hatta İran Devrimi’nin ilerlemesinde bu tür eylemlerin katkısı olduğunu ifade etti!

Ardından Cumhurbaşkanı Ruhani “…milletin kendini güvende hissetmediği bir ortam yaratmamalıyız. Öte yandan Trump’ın yüreği İran halkına yanmaz, hakkı yok!” şeklinde “devlet tecrübesine” ve “devlet adamlığına” yakışan açıklamalarda bulundu ve itidal tavsiye etti.

İran Olayların ilk başladığı ve dış dünyanın duruma vaz'iyed etmeye çalıştığı sıralarda böyle mutedil ve akıllıca beyanda bulunarak iki önemli iş yaptı: İlki, eylemci vatandaşlarını dışlayarak ve suçlayarak içerideki “keskin ayrışmalara ve kutuplaşmaya” bir resmiyet kazandırmadı. İkincisi ise,  “bu işler ABD ve İsrail’in işi…” kolaycılığına kaçmayarak, İran'ın dış müdahalelere açık bir ülke algısının üretilmesine izin vermedi. Sadece, ABD-Suud-İsrail’i “fırsatçılıkla” suçladı…

İran’da siyaset kurumu dış dünyaya böyle bir imaj sergiledi ama olayların akabinde İran güvenlik güçleri derhal rejim yanlılarının meydanlara inmesine de yol verdi. İran’dan gelen haberlere göre, henüz rejimin paramilter sivil ordusu“besiçler” tam kapasite sahaya sürülmüş değil... Bilhassa geceleri karşılıklı şiddete dönüşen eylemlere daha çok düzenli ve formel güvenlik güçleri müdahale ediyor.

&

Kısa süre önce “İran'a Karşı Ortak Mücadele Planı” üzerinde anlaşan ABD ve İsrail’in, İran’a hasmane tutumunu ve bu işlerde parmağı olmadığını söylemek mümkün değil. Bilakis bu ülkeler İran’ı Ortadoğu coğrafyasındaki nüfuz alanlarından, bilhassa şii Arap coğrafyadan uzak tutmak için ciddi çaba harcıyorlar.

Lakin İran’da yaşananları; İranlı bir kadının Tahran Meydanı’nda türbansız bir şekilde sevgilisiyle el ele dolaşmasıyla sınırlı özgürlük ve hak arama talepleriyle açıklamak, ya da direkt Amerika ve İsrail’e fatura ederek açıklamak mümkün değildir.

İran’ın; neredeyse on yılda bir hacimli, beş yılda bir seyrek bir şekilde periyodik hâle gelen halk ayaklanmalarını irdelemeden, iç dinamiklerini anlamadan, sadece ideolojik önyargılarla yorumlayarak doğru ve düzgün bir vaziyet tespiti yapılamaz. İran’da ki nümayişlerde, ilk günden itibaren dillendirilen ve sloganların ekonomi ve bununla direkt etkileşimli siyaset kurumuna tepki merkezli olduğu gerçeğini dışlamak anlamsız ve yanlıştır.

Nümayişlerde öne çıkarılan gerekçeler; “genç işsizlik oranının çok yüksek olması, hayat pahalılığının had safhada olması, yöneticilerin zenginleşmesi, ekonominin neredeyse yarısının askeri harcamaları ile Şia yayılmacılığına ve korumasına vakfedilmesi, hükümete veya ülke yöneticilerine eleştiri yapılamaması, gelir adaletsizliğinin artması, hane halkı borçluluk miktarının artması, reform ve değişim taleplerine kayıtsız kalınması, sosyal medya ve seyahat engellemeleri vs…” gibi sorunlar epeyi zamandır sadece İran’da ki rejime muhalif olanların değil, rejim yanlılarının da canına tak etmeye başlayan sorunlar…

Zaten İran Dışişleri Bakanının “Bu eylemler kendi iç meselemiz, eyleme neden olan sorunları halkımızla çözeriz” diyerek bu gerekçeleri reddetmedikleri anlamına geliyor!

Çok ilginçtir; olayların yoğun olduğu bölgelerin haritasına baktığımızda, etnik tansiyonun (Azeri/Türk, Kürt ve diğer unsurlar) yüksek olduğu yerler sessiz kalırken, İran rejiminin sırtını dayadığı Fars bölgeleri karışık bölgeler! Eğer “dış mihrak” etkisi ve kışkırtmasıyla olayların fitili ateşlenseydi tam tersi olması gerekmez miydi?

Hülasa,

1 ) Sosyo-kültürel değişim dinamikleri göz önünde bulundurulduğunda, eski sokak siyaseti geleneği yeniden revaçta... Lakin hem içerik hem de yöntem olarak hayli gelişmiş güncellenmiş durumda. Bu gelenek artık yeni iletişim teknolojilerinin ortaya çıkardığı internet âleminin dijital sokaklarında kurgulanıp ondan sonra reel sokaklarda kendini gösteriyor.

Bu yöntemle sokak siyasetini daha etkin etkinleştirenler ise, bir süre sonra sosyal ve siyasal değişimin doğrudan aktörleri haline gelebiliyorlar. Ülkeleri yönetenler bilişim çağının teknolojisine sahip olmakla birlikte, onun akışkan doğasının bilgisinden habersizler! Ülkeler interneti ve mobil iletişim teknolojilerini, eskiden sokağı nasıl yönetiyorlarsa öyle yönetebileceklerini zannediyorlar ama bunun ne kadar güç olduğu ortada…

2 ) İran şu anda jeopolitik olarak iyi durumda ama içerisi hayli karışık… Genelde "sokak hareketleri" öncü dalga olarak nitelendirilir ve nerede son bulacağını da kimse kestiremez! Bir etki-tepki kombinasyonu içinde gelişen bu toplumsal olaylar da belki öncekiler gibi bastırılır ama sona ermez... Güç ve otoriteyi elinde tutan iktidarlar “ancak değişim ve dönüşümle varlığını sürdürebilirsin” mesajını kabullenip gereğini yapmaya başlayana kadar da, gücü ve etkisi bir öncekinden daha fazla artarak sürer.

3 ) Önümüzdeki günlerde dünya İran’la meşgulken, İsrail ve Suud birlikteliği Lübnan’ı işgal projesinin startını verebilir. İsrail, Ortadoğu’nun en güçlü "devlet altı" örgütlenmesi olan İran’ın operatif gücü Hizbullah’tan 2006 Lübnan Savaşı’nın rövanşını almaya kararlı. ABD ve İsrail, İran’ın Hizbullah’la irtibatını kesecek şekilde İran’ı iç sorunlarıyla boğuşur hâlde bırakacak her girişime destek verecektir. “İçe döndürme” stratejisi gereğince sadece İran’ın içerisinde değil, tüm Şii hinterlandında İran’ı Suriye’den uzak tutacak türlü meşguliyetler ve problem alanları oluşturabilirler…  

Bu konuda Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’ta konuşlu CENTCOM’un sadece Türkiye için değil İran için de “rezerv alan” stratejisini devreye soktuğunu unutmayalım.

4 ) Artık acı olarak anlaşılmıştır ki; Ortadoğu’da yaşanan krizleri önlemenin yolu, falan filan bahanelerle ülkelerin parçalanması üzerinden değil, toprak bütünlüklerinin korunmasından ve merkezi hükümetleri desteklemekten geçmektedir!

İran’daki istikrarsızlık Türkiye’yi çok zor durumda bırakır. İran’ın yaşadıklarından ötürü olumlu çıkarımlar yapanlarla, 2011 başlarında “Esad takıntılı” Suriye politikalarından medet umanlar ve olumlu hava üfleyenler aynı lacivertin tonlarıdır!

Türkiye, son bir aydır AB ile son bir haftadır da ABD'yle, hem de S 400 antlaşmasının imza edildiği sıralarda, karşılıklı jestleri ve muhabbeti arttırmaya başladı. Zaten bize karşı temkinli ve tetikte olan Rusya'yı bu son hamlelerle iyice tedirgin eden yöneticilerimiz, şimdi durup dururken bir bahaneyle de “Eyy Ruhani sen kimsin ya...” moduna geçerse, işte o zaman seyredelim manzara-i umûmiyeyi!

Anlayacağınız, Türkiye’nin yakın geçmişinden ders alıp almadığını test edeceğimiz yeni bir döneme giriyoruz.

5 ) "Sadece iktidarın konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın." Ali Şeriati

0
0
0
s2smodern