“Kamu Kudreti”ne Ortak mı Geliyor?

Malumunuz, 8 Kasım 2016 tarihli ve 6755 sayılı KHK'nin 37. maddesiyle, 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında ve sonrasında darbe girişimine karşı duruş sergileyen “resmi” sıfat taşıyan yetkililer için hakkında hukuki, idari, mali cezai dokunulmazlık çıkarılmıştı...

Önceki gün yayınlanan 696 sayılı KHK’nın 121. maddesiyle de, yukarıda bahsettiğimiz 37 maddeye bir fıkra eklendi. Bu fıkrayla da, 15 Temmuz Darbe Girişimine müdahale eden “resmi” bir sıfat taşımayan ve resmi bir görev yerine getirmeyen sivillerde hukuki, idari, mali cezai dokunulmazlar kapsamına alındı…

Bu son düzenlemedeki ilgili kanun maddesi metninin hukuk tekniği açısından çok zayıf olması ve içeriğinde barındırdığı muğlâklık ciddi kaygılara ve tartışmalara yol açtı.

Gerçektende kaygı duyulmayacak gibi değil!

Bu düzenlemeyle “resmi” bir sıfatı ve görevi olmayan sivil kişilere cezai dokunulmazlık verildi verilmesine ama bunlara verilen dokunulmazlık iddia edildiği gibi 15 Temmuz Darbe Girişimi gecesi ile sınırlı değil…

Bu madde 15 Temmuz Darbe Girişimini temel ve esas alıyor lakin, "..bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında…” şeklindeki sınırları çizilmemiş niteliği ve gerekçeleri belirtilmemiş hükümle bundan sonra vuku bulacak tüm eylemlere müdahale eden/edecek sivillere yargılanma engeli getiriyor. İyi de, gelecek eylemlerin 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin devamı niteliğinde terör eylemleri olduğuna "kim" karar verecek?

Anlayacağınız ilgili madde bu hâliyle, 15 Temmuz’u değil; bugünü ve yarını da kapsıyor ama eylemin türü, şekli, içeriği hakkında ise hiçbir niteleme ve sınırlama yok! İşte hükümdeki muğlâklık ve "ucu açık" durum buradan kaynaklanıyor.

Şimdi Ak Parti politbürosu "âlemi kör milleti sersem" yerine koyarcasına bu maddenin 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahını kapsadığını söylüyorlar. Fakat anlaşılan o ki, bunlarda tıpkı kanunu hazırlayanlar gibi, genelde hukuktan özelde hukuk metni tekniğinden bîhaberler!

Bırakın bu maddenin câri anayasanın diğer maddeleriyle çelişip çelişmediği konusunu, metnin kaleme alınışı bile hukuk tekniğine aykırı! Zaten bu madde kafaları ve gönülleri tatmin eden bir kanun düzenlemesi ürünü olsaydı, bugün “orada onu demek istemediler” ve “burada bunu demek istemedik” iddiaları ve bahaneleri havada uçuşur muydu?

Diğer yandan… Vehimler üzerine kanun hazırlanmaz ki! Devlet vehmetmez tedbir alır, akabinde ivedilikle duruma vaz'iyed eder. Tehdit ve tehlikeleri önceden görüp tespit eden kurumlarını devreye sokar, bu kurumlarda tespit ettiği tehdit ve tehlikeleri kolluk güçlerinin müdahalesine ve mücadelesine bırakır. Bu kaideye rağmen ilgili madde metninde geçen "…bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında…” ifadesi ne anlama geliyor?

Bir kere, 15 Temmuz’da darbe girişimi başarılı olup devlet kontrolünü kaybetmedi ki… Devlet kontrolü eskisinden daha güçlü ve “steril” bir şekilde yerinde duruyor. Sivil ve asker bürokratik kapasite, OHAL ve KHK avantajlarıyla da birlikte hızlı bir şekilde FETÖ unsurlarından büyük oranda temizlendi ve temizlenmeye devam ediliyor. Hatta Ak Parti iktidarı 16 yıllık iktidar sürecinin “en güçlü” günlerini idrak ediyor…

Bu tablo ortadayken, siyaset kurumunun hâlâ darbe ve terör merkezli tehdit ve tehlike algılamasında neler var ki; elindeki kamu kudretini kullanan askerî-istihbarî ve inzibatî kapasitenin muazzam varlığına rağmen, sokaktaki vatandaşının “muhtemel” terör ve darbe girişimlerinin bastırılmasındaki eylemlerine cezai dokunulmazlık verecek derecede endişe ediyor?

Tüm bunlar bir yana, bu düzenleme devletin "ben sorumluluklarımı kamu kudreti eliyle yerine getiremeyeceğim, sokaktaki vatandaşta bu güvenlik işlerine el atsın" demesinin kanun hükmüne gelmiş şekli değil mi sanki? Bu durum, acziyetin "resmen" itirafı gibi bir algıya da sebep olmaz mı?

Hülasa

Devletin kolluk görevlileri dışındaki açık kitlelere yani sokağa, “Kamu Düzeni” sağlama niyetiyle olaylara müdahale etmesine yol açacak hukuki “arka kapılar” oluşturmak çok riskli ve tehlikeli bir hamledir... Bir süre sonra bu hamlenin önü alınamaz ve zamanla bu düzenlemeye konu olanlar “sınırsız sorumsuz” hâle gelebilirler. Nihayetinde de bu kapasitenin her türlü dış müdahaleye açık hâle gelmesi kaçınılmazdır.

Netice itibariyle de bu durum, sonraki “Kamu Düzeni” ihlallerine; sistematiklik, süreklilik, kesinlik kazandıracak şekilde kapı aralar! Tıpkı uzak geçmişte İran’da ki “Besiç” ve yakın geçmişte Suriye’de ki “Şebbiha” örneklerinde olduğu gibi..!

Anayasadan gücünü ve yetkisi alan güvenlik kurumlarının yanında “dokunulmaz” paramilter milis yapılanmalarına yol verebilecek bu tip düzenlemeler, sadece toplumun sulh ve selametini tehdit etmekle kalmaz, devletimizin “devlet niteliğini” yitirme riskini de tetikler!

Siyasi iktidar; keskin ayrışma ve kutuplaşmanın uç sınırlara dayandığı, çevre coğrafyamızın ateş çemberi halini aldığı, hasımlarımızın arttığı ve ülkemizin her türlü dış müdahaleye açık hâle geldiği bu günlerde, "güç" ve "denge" tesis etmeyi bir tarafa bırakmalıdır.

Gücünü anayasadan alan, sorumlu ve denetlenen "resmî" güvenlik güçleri eliyle “Kamu Düzeni”ni kesintisiz bir şekilde etkin kılmaya sadık kalmalı ve “Kamu Kudretine” kendisine müzahir ortaklar üretmekten vazgeçmelidir!

İnşallah “ilgili madde içeriği yanlış anlaşıldı, tekrar gözden geçirilecek” diye bir açıklama gelirde, ilgili madde yeniden düzenlenir… Yoksa çok ciddi ve telafisi olmayan tehlikelerle yüz yüze kalabiliriz.

Tıpkı, bir yüksek gerilim hattından yüzlerce çocuğun oynadığı bir parkın ortasına kopup düşmüş ucu çıplak kablo telinin neden olabileceği tehlike gibi..!

Artık tehlikenin hacmi ve trajik boyutları sizin hayalinize kalmış!

 

0
0
0
s2smodern