Rusya Bizi Şaşırttı mı? Hayır!

Türkiye’nin aksine, uluslararası ilişkilerde unutkanlığa düşmeyen, devlet hafızasına sahip bir ülke olan Rusya, dünyadaki diğer nüfuzlu ülkelerin aksine “sürdürülebilir” müttefik ilişkisi yok denecek kadar az olmasıyla da bilinir…

250 yıllık tarihi tecrübelerimizle de sabittir ki; bırakın karşı cephelerde olmayı, müttefikken bile en hafif tabirle “temkinli” olunması ve hayal kırıklığı oluşturan hamlelerine her an hazır olunması gereken bir ülkedir Rusya. Hatta ve hatta, barış zamanlarında yahut çıkarlarımız ortakken bile bizi sinsice satışlarıyla maruftur! İşte, “Domuzdan Post Rus’tan Dost Olmaz!” sözü, Türk-Rus ilişkilerinde yaşanan ve yaşatılanların özetidir.

Malumunuz bilhassa 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden ve ABD’nin alenî hasımlığından sonra, “denize düşen yılana sarılır” misali “dengeler adına” sarıldığımız Rusya ile “zorunlu” bir ittifaka girdik… Belki o şartlarda olması gereken buydu ve bu birliktelik kısa vadede konjonktürel sorunların üstesinden gelmemize de yaradı…

Ama unutulmasın ki, Rus politbürosu da bu anlamda Türkiye’nin kendileriyle olan ortaklığını, ABD-AB-NATO’ya karşı koz olarak kullandığının farkındalar.

Gelinen aşamada işler, yukarıdaki tespitlerimiz istikametinde ilerliyor. Rusya, tarihsel süreçteki içerikle “aynıyla vaki” gelişmelere ve “satışlarına” imza atmaya devam ediyor.

Kamuoyu ile paylaşılmadı ama Türkiye, Rusya’nın isteği üzerine Astana Görüşmeleri’nin altıncısında Dışişleri Bakanlığı imzasıyla Esad’ın yönetimini ve Egemenliğini kabul etti ve bu istikamette artık Suriye’de siyasi sürecin işletilmesi gerektiği fikrine destek verdi.

Rusya Türkiye’nin bu uyumlu hamlesine, bizim terörist addettiğimiz PYD/PKK kapasitesiyle müzakere yürüterek cevap verdi maalesef! Rusya; PKK/PYD ile özerklik ve konfederasyon seçeneklerinin dahi konuşulduğu bu müzakerelerden sonra, PYD ve türevlerini Astana Görüşmeleri’nin bir uzantısı olan ve Kasım ayında Soçi’de yapılması planlanan "Suriye Halkları Kongresi”ne davet etti!

Oysa Türkiye Putin’e “Esad yönetimini ve egemenliğini tanıdık, lakin Suriye’nin %30’undan fazla bir parçası CENTCOM ve PYD işgali altında. Bu nasıl egemenlik? Bu tablo ortadayken nasıl siyasi süreç işletilecek? Hadi gel CENTCON ve PYD’yi Suriye, İran’la birlikte buradan kovalım, sonra siyasi sürece hız verelim” argümanıyla teklif götürüp, Rusya’yı CENTCOM ve PYD karşısında aktive edecekti…

Anlaşılan o ki, Türkiye-İran-Irak askerî ve siyasî işbirliği sadece ABD’yi değil, Rusya’yı da rahatsız etti!

Türkiye, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın aracılığıyla Rusya’nın PYD/PKK ve türevlerinin Astana gibi platformda yer verilmesini asla kabul etmediğini açıkladı.  Ama açıklamanın içinde geçen “PYD ve YPG'li olmayan Kürtlerin davet edilmesinde sorun görmüyoruz…” ifadesini ileride istismara açık “boş alan” olarak kayda geçirmemizde fayda var!

Hülasa,

1 ) ABD ve Rusya şu anda bölgede birbirlerinin hasmı görünüyorlar. Lakin bunlar, Suriye'de “siyasi süreç” aşamasına geçilmesinin ardından dengeyi kurup kendi egemenlik sınırlarını çizdikten sonra birlikte Türkiye’yi hedef alacaktır! Yani, bu iki ülkenin ellerinde, yüz yıl önceki Sykes-Picot’nun zamane versiyonu “gizli bir ajanda” olduğunu düşünenlerdenim…

2 ) Haziran ayından beri yazıyor ve dillendiriyoruz; “ABD, Barzani’nin temsil ettiği “ana akım Kürtçü” hareketi ve Peşmerge güçlerini tıpkı PKK/PYD ve türevleri gibi CENTCOM’a bağlayacak” diye... İşlerde bu istikamette ilerliyor zaten... ABD ağır silahlarla donattığı ve “devlet” vaadiyle motive ettiği bu terör kapasitesi eliyle, Türkiye ve bölgeyi şimdikinden daha fazla rahatsız ederek, iç-dış politik gidişatımızı ve küresel denklemdeki konumumuzu olumsuz etkileyecektir.

Rusya’nın PKK/PYD merkezli son hamlelerinden sonra anlaşılmıştır ki, Rusya açısından da rahatlamış bir Türkiye, pek arzulanan halden değilmiş!

3 ) Sadece kamuoyu değil, bu süreci takip edenlerin çoğu dahî haberdar değil; şu sıralar PKK/PYD, Kuzey Suriye Federal Devleti adı altında “halk oylaması” hazırlığındadır. İşte Rusya’nın PYD ile görüşmesi ve Astana'ya sokmaya çalışması böyle bir süreçte hayli manidardır. Pek yakında, ABD’nin ve Rusya’nın bu referandum ile alakalı duruşunu hep beraber görececeğiz.

4 ) Anlaşılan şu ki, Rusya yakın coğrafyamızda topraksal ve siyasi nüfuz hedeflerinde mevzi kazandıkça en fazla bizi tehdit edecek. Türkiye’yi istemediği bu tercihlerle baş başa kalacağı bir sürece itilmesine sessiz kalacak hatta her fırsat yakaladığında kendisi de itecek…

Bu yüzden, Türkiye’nin yanına aldığı İran ve Irak’la ilk etapta yapması gereken tek bir hamle vardır: CENTCOM’un Suriye’yi terk etmek zorunda kalacağı güne kadar, Putin’in Suriye’de siyasi çözüm müzakerelerine geçme çağrısını BOYKOT etmek!

5 ) Daha ilk tokalaşmada “kardeşim veya dostum” hitaplarını hoyratça kullanan Sayın Erdoğan ve iktidar networku, bu tarz-ı siyaseti terk etmeli artık… Bunun dışında Rus temsilcilerini aile içi sayılan parti grup toplantılarına kadar davet ederek (Barzani misali) misafirperverlik adı altında “ülkeler arası ilişkilerde dostluk değil menfaatler esastır” ilkesini ayaklar altına alan şark kafasından da vazgeçilmeli.

Ha birde… “Dostum Putin”i bile “Reisçi” gösterme yarışına giren "sahibinin sesi" yazar ve yorumcuların rezilliklerine ve komikliklerine artık bir son verilmeli.

 

0
0
0
s2sdefault