Yine Geç Kaldık!

Her ne kadar Sayın Erdoğan ve iktidar networku 25 Eylül Bağımsızlık referandumu konusunda Barzani'ye yönelik mesafeli adımlar atsa da, Hükümet içerisindeki etkin bir siyasi ve bürokratik kesim, Barzani’ye “politik çıkış kapısı" aralamakta ısrar etti!

Geçen yazımda âcizane şahsımın da dillendirdiği “Eğer Türkiye, 25 Eylül Barzani referandumu öncesinde çok önemli birkaç politik ve askeri tedbiri devreye soksaydı bu referandum yapılmazdı” tezinin hâlâ bir karşılığı ve haklılığı varsa işte bu ısrardan ötürüdür!

Gerçektende, Hükümet içerisinde ve bürokratik kapasite içerisinde, Sayın Erdoğan’a; Barzani’yi ayakta ve prestijli tutacak “somut” şartları temin etmesi hususunda “müddet” politikası izlemeyi tavsiye eden ve Barzani’yi sıkıştığı politik mevziden çıkarmayı telkin eden etkin bir kesim vardı…

Ta ki, 16 Ekim 2017 Merkezî Irak Hükümeti’nin başarılı Kerkük hamlesine ve önceki gün toplanan MGK’da alınan kararlara kadar…

Siyasi iktidar içerisindeki Barzani’ye politik tolerans gösterilmesi gerektiğinde ısrarlı olan bu politik katman, İran moderasyonuyla motive edilen ve istikamet alan Merkezî Irak Hükümeti’nin 16 Ekim 2017’de Kerkük ve çevresini hâkimiyeti altına alacak hamlesini başarı ile sonuçlandırmasıyla geri adım attı!

Bu gelişmelerden sonra en başta yapılması gerekenler peşi sıra yapılmaya başlandı! MGK’mız toplandı ve Türk hava sahasını, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimine uçuşa kapattı. İbrahim Halil Sınır Kapısı’nın Irak hükümetine devri konusunda çalışmaların başlatılması hususunda da tavsiye kararı aldı. Bakanlar Kurulu’nda da sınır kapısının Irak Hükümetine devri çalışmalarının başlatılması kararı verildi.

Acaba… Merkezî Irak Hükümeti Kerkük hamlesini başarılı bir şekilde gerçekleştirmeseydi, Türkiye bu iki hamleyi yapar mıydı? En iyisi biz, en hafifiyle, “Türkiye yine geç kaldı“ diyerek konuyu kapatıp asıl faslımıza geçelim!

Keşke; son zamanlarda dilimizden düşürmediğimiz “Irak’ın toprak bütünlüğü” tezi istikametinde Kerkük ve diğer Türkmen illerinde “kilidi açan” ülke İran değil de, Türkiye olsaydı!

Keşke; Barzani’ye “ilk” hava ve kara sahasını kapatan ülke İran değil de Türkiye olsaydı! Ve dahî referandumun hemen ertesi günü, sınırda tatbikat yapan askerî güçlerimizle birlikte İbrahim Hali Sınır Kapısı’nı alıp Merkezî Irak Hükümeti’yle birlikte oraya "ilk" biz konuşlansaydık!

Keşke; 25 Eylül’de Bağımsızlık için yola çıkan Barzani’nin ilk kazığını yediği ekürisi Talabani/KYB üzerinde İran’ın gösterdiği gerek istihbarî gerekse eko-politik çabaları Türkiye gösterebilseydi de, dosta düşmana "bölgeye o denli hâkimiz ki..." dedirtebilseydik!

Keşke; Türkmen kardeşlerimiz “sahada” Haşdi Şabî’nin “insafıyla” değil, Türk operatif güçlerinin “şefkati" ile yüzleşselerdi!

Keşke; Türkmen kardeşlerimizin acil ihtiyaç duyduğu “güven” duygusunu “plaka hamasetçileri” değil, “sahada” bizzat bizim “operatif güçlerimiz" sağlasaydı…

Keşke; daha önce Kerkük ve çevresinde Türkmenlere zulmeden orada tapu ve nüfus kayıtlarımızı imha eden işgalci Barzani’nin iki tugay hacmindeki asker bozuntularını PKK'yı arkasına bakmadan kovalayan “kapasitenin”  içinde Türkiye “operatif güç” olarak “görünür” olsaydı!

Neyse... Bir kez daha çevre coğrafyamızda ak-kara belli oldu! Artık önümüze bakalım...

Bilindiği gibi Amerika’nın “iki ileri bir geri” siyaseti Türklerin “hilal taktiği” kadar meşhurdur. Şimdi hamle sırası ABD ile Ortadoğu'daki karışıklığı çekirdek çitleyerek seyreden ve tüm gücünü bu bölgenin istikrarsızlığı için kullanan ve bu sayede kendisine güvenlik stratejisi uygulayan İsrail de...

Yıllardır aynı delikten aynı yılanlara ısırılmaktan usanmadık, bari şu son bir ayda yaşananlar bu ülkeyi yönetenlere ders olsun! Hiç olmazsa, ABD ve İsrail'in müstakbel hamlelerinde aynı hataları ve "lüzumsuz tereddütleri" tekrarlamayalım!

Hülasa

Şurası bir gerçek; siyaset kurumu ile askeriyemiz, araya dâhili ve harici hiçbir “aykırı” kurum ve stratejik öneriyi sokmadan, “kaideli” ve “uyumlu” çalıştığında önümüzde hiçbir güç duramaz!

Bundan sonra “Kuzey Suriye Kürt koridoru Mimarisi”ne, Irak’ta olduğu gibi, “İran Devlet Aklı” veya başka devlet akıllarının devreye girmesine fırsat vermeden CENTCOM’a karşı eko-politik ve askerî darbeleri “önce” ve “tereddütsüz” Türkiye vurmalıdır!

Uzun bir süredir bir öngörümüzü konuyla alakalı yazı ve analizlerimde sıkça tekrarlıyoruz: “Ortadoğu’da ana akım Kürtçü çizgi Barzani’nin temsilinden ve egemenliğinden her geçen gün biraz daha koparılacaktır. Bir süre sonra Barzani'de, tıpkı PKK/YPG ve türevleri gibi, CENTCOM’a angaje olacaktır
 
Süreçte bu istikamette ilerliyor...
 
Dolayısıyla, içeride hâlâ Barzani-Erdoğan dostluğunda ısrar eden siyasi iktidar içerisindeki kozmopolit kafalı ‘Çözüm Süreci’ kalıntısı siyasi ve bürokratik kapasite ivedilikle ve kesinlikle tasfiye edilmelidir! Aksi halde ülke hızla “Kaybedenler Kulübü”ne girebilir!
 
0
0
0
s2sdefault