"Barzanistan" Referandumuna Dair Vaziyet Tespitlerimiz ve Önerilerimiz

Sayın Erdoğan ve iktidar networku, 2008’den beri sürekli ertelenen Barzani'nin “Bağımsızlık Referandumu”nun yeniden son dakikada iptal edileceğinden emindi!

Daha önce olduğu gibi, Barzani’ye bağımsız devlet ilanına gerek kalmaksızın, onu ayakta ve prestijli tutacak “somut” şartları temin ederek ve Barzani’ye avantajlı politik ve askerî kapı aralayan politikalar üreterek gidebildiği yere kadar bu ilişkileri taşımayı tasarlıyordu…

Resmi olarak tanınmamış yani devlet olmamış dolayısıyla ‘bayrak’ sahibi olmayan Kürdistan renklerini, Türk bayrağının yanına koyup ülkede “resmi” ağırlamalar ve salon toplantılarından miting meydanlarına kadar “Irak Bölgesel Yönetimi” yerine ısrarla “Irak Kürdistanı” demeler gibi jestlerle mevcut politik devinimi sürdürmek istedi…

Lakin bölgeden gelen enerji gelirleri ve sıcak paraya fokuslanmaktan, Irak’ta değişen dengeleri ve müstakbel tehdit ve tehlike algılamalarına yani CENTCOM-GORAN-PKK-KYB koalisyonunun Kuzey Irak Politik etkinliğinde öne çıktığını göremedi. Haliyle gereken tedbirleri de üretemedi…

Neticede, bölgede TSK koruması alması, bölge petrolünün Türkiye üstünden İsrail aracılığıyla küresel pazara arz gibi "destek " ve "ortaklıkların" Barzani’ye yetmeyeceği belliydi!

&

Önce doğru bilinen bir yanlışı düzeltelim: 25 Eylül Barzani referandumun günler öncesinde başlayan TSK’nın en güçlü birliklerinden 172. Zırhlı Tugayı ve 28. Mekanize Piyade Tugayının Silopi ve çevresindeki düşük profil taarruz tatbikatı ve mevzî çalışmaları, kamuoyuna sunulduğu gibi Barzanistan Referandumuna karşı gözdağı değildi... Bizim Kuzey Irak’taki 12 ayrı noktada konuşlu beş bin civarında askerî kapasitemizi kuşatmak için harekete geçen CENTCOM- PKK-KYB askerî koalisyonuna yönelik bir gözdağıydı! Zaten bu hareketlilik hâlen sürüyor…

&

Siyasi iktidar, referandum gerçekleştikten sonra dillendirdiği; “Bir gece ansızın gelebiliriz”, “vana bizde keseriz”, “uçuş yasağı başta olmak üzere ambargo uygularız” gibi tehditlerini referandum tarihinden bir hafta önce devreye soksaydı, bu referandum gerçekleşmezdi diye düşünüyorum…  

Ayrıca “güçlü” ve “kâideli” devletler tehdit etmez! Türk devlet geleneğinde de “şikâyet” ve “tehdit” müessesi yoktur! İvedilikle duruma vaz’iyed edilir ve icap eden neyse o/onlar yapılır. Maalesef Sayın Erdoğan ve iktidar networku bu tip tarz-ı siyasetten “haz” alıyor! Kamuoyuna ve bilhassa kendi tabanına da aynı “haz”dan tattırarak daralan politik manevra alanını genişletmeye çalışıyor.

Oysa Makyavel’den beri politikada “tehdit müessesesinin” devreye girme ve yürütülme esasları bellidir, bilinir. Tehdit eden, gereğini ifa eder, edemezse bir daha tehdidi kâle alınmaz!

Bu haseple;

Siyaset Kurumunun ve TSK’nın İvedilikle Duruma Vaz’iyed Etmesi Adına Âcizane Düşüncelerimiz ve Önerilerimiz Şunlardır: 

a ) Türkiye S-400 hava savunma sistemine hiç bu kadar ihtiyaç duyacak durum ve şartlar içerisine girmemişti. S-400’ler bir an önce topraklarımızda konuşlandırılmalıdır. Mutabık kalınan zamandan önce total konuşlanma mümkün olmayacaksa bile en azından sistemin bir kısmı güney sınırlarımıza acilen kurulmalıdır.

Ola ki bu öncelik sağlanamadı… Her türlü dezavantaj ve tehlike algılamalarına rağmen, kesinlikle Kuzey Irak’taki THK hava ve kara harekât etkinliğimiz yitirilmemeli. Kuzey Irak’taki 12 üssümüz ve beş bini aşkın askeri kapasitemiz ne pahasına olursa olsun orada çakılı kalmalıdır.

b ) Kuzey Irak’ta PKK varlığı ve şiddet profili artmış durumdadır. Türkiye şu anda Kuzey Irak’ta geniş çaplı bir askeri harekât olmasa da "sızma" harekâtları yapıyor. Kuzey Irak’ta PKK varlığıyla Suriye kuzeyindeki PKK varlığını bir araya getirtmemek için müdahalelerde bulunuyor. Bu hamlelerin dışında daha çok İran ve Irak Merkezî Yönetimi'nin yaptırımlarını ve askerî hamlelerini destekliyor.

Büyük çaplı bir kara harekâtıyla, Kuzey Irak’ın sınırımıza cephe ve güney derinliğine ilerleyen coğrafyanın %20’si üzerinde bir “tampon bölge” ilan edilmesi hayati derecede elzemdir. Hatta bu elzem hamle, ülkemiz için başlı başına bir bekâ faktörüdür!

c ) Bölgedeki tüm su kaynakları kontrol altına alınmalıdır.

d ) CENTCOM-PKK işbirliği sınırlarımız içerisinde terör ve şiddet profilini arttırabilir. Tedbiren Silopi-Cizre-Nusaybin hattında, belki buna Akçakale eklenebilir; sınırımızdan üç km içerisine kadar yerleşim alanları kamulaştırılmalı nüfus seyreltme tedbirleri devreye sokulmalıdır. ( Aslında bu tedbir 2015-16 PKK ile meskûn mahal çatışmaları döneminde devreye sokulmalıydı)

f ) TSK; Musul yolunu ve Bağdat erişimini yedekleyecek alternatif askeri ve fiziki kontrol bölgeleri tutmalı, CENTCOM-PKK’nın kazandığı derinliğe anında karşılık vermelidir. Gerek Habur kapı gerekse Zaho transfer nokta ticari hattının yedeklenerek Musul-Bağdat güzergâh tesisi ve Musul-Pişkabur-Silopi arasında ham petrol “fiili ticari” hattı muhafaza altına alınmalıdır.

Hülasa

Şurası bir gerçek ki, Türkiye’de mevcut üniter sistemi tutan kilit taşlarından biri Suriye diğeri ise Irak’ın toprak bütünlüğüdür. Dış müdahaleye açık hâle gelmiş bu iki ülkenin sınırımıza müzahir bölgelerinde “tampon bölgeler” elde edemezsek veya var olanları koruyamazsak, müstakbel işgal teşebbüslerini sınırımızın içerisinde karşılamak durumunda kalırız!

Öte yandan, Ortadoğu’da ana akım Kürtçü çizginin Barzani’nin temsilinden ve egemenliğinden her geçen gün biraz daha koparılacağını, bir süre sonra Barzani'nin de tıpkı PKK ve türevleri gibi “tamamen” CENTCOM’a angaje olacağını düşünüyorum.

Eğer, “Kuzey Irak yönetimi yaptığı yanlıştan dönme erdemi gösterirse Türkiye bu kardeşlerinin yanında olmaya devam edecektir" şeklinde beyan veren Sayın Erdoğan Barzani ısrarında devam ederse, Barzani-Erdoğan dostluğu bir “Kaybedenler Klubü”nden ibaret olabilir!

 

0
0
0
s2sdefault