OHAL, PKK’lı Memurlara da Dokunsun Artık!

Dün itibariyle dördüncü kez uzatılan OHAL sürecinde, KHK’larla hızlandırılan karar alma mekanizmasıyla mülkî ve askerî kurumlardaki FETÖ temizliği tam gaz devam ediyor… Lakin sayısı on binleri aşan “PKK’lı Memurlar”ın da aynı kapsamda ele alınıp idari yapıdan temizlenmesi noktasında hâlâ ciddi bir adım atılmadı.

Geçmişte peş peşe işletilen ‘açılım süreçleri’ ve nihayetinde devreye sokulan ‘Çözüm Süreci’ adı verilen 3,5 yıllık sahte barış süreci boyunca, Doğu ve G.Doğu bölgesindeki PKK serbestliği ile bunların devletteki kadrolaşmalarına yol verilmesinin bedellerini devletimiz ağır bir şekilde ödemeye devam ediyor...  

Öyle ki… Bırakın PKK’cı ve PKK’ya müzahir bu kapasitenin idarî ve mülkî kadroları işgal etmelerini, özellikle siyasi iktidarın bölgedeki iktisadi networku içinde etkili olanları; askeriyeye ait kantinleri işletecek ve TSK’nın yiyecek-içecek ihalelerini alacak, hatta ve hatta stratejik konumdaki askerî inşaat-taahhüt işleri yürütecek imkân ve konumlara erişmiştir!

Şu anda devlette FETÖ temizliği sonrası muazzam kadro boşluklarının oluştuğu ve bu boşlukların liyakat ve ehliyetten uzak bir şekilde, ülkeyi “memur cenneti” haline getirecek bir hırs ve gözü karalıkla kadrolaşma yapıldığı bir geröektir. Bu tablo içinde vaziyet sanıldığından daha da vahimdir!

Malumunuz daha önce “PKK’lı Memurlar” başlığı altında bir dizi yazı yazmış, bilhassa geçmişte HDP ağırlıklı illerin memur kapasitesinde; öğretmen, doktor ve diğer sağlık görevlileri, Tapu ve Nüfus Müdürlükleri çalışanlar ile din görevlileri arasında PKK ile ilişkili ve etkileşimli memur sayısının oldukça yüksek olmasına dikkat çekmiştik… Hatta bu bölgedeki memurların yerellik yüzdesinin %78’in üzerinde olduğunu, yani görev yaptıkları yerlerde doğmuş büyümüş veya uzun sürelerde oralarda ikamet etmiş kişilerden oluştuğunu da vurgulamıştık...

Şu anda bölge güllük gülistanlık değildir. PKK’nın şiddet profili düşse de, Suriye ve Irak’la eklemli bir şekilde strateji ve konsept değiştirerek bölgede varlığını sürdürmektedir… Üstüne üstlük bölgedeki idari işleyişte; öğretmenlerden imamlara, sağlık personelinden nüfus ve tapu dairelerindeki memur kadrolarına kadar on binlerce PKK’lı memur kapasitesinin “arka planda” teröre ve terör örgütüne verdikleri destek de cabası…

Bilhassa 15 Temmuz sonrası ısrarla vurguladığım bir tehlike var: ABD, Irak ve Suriye’nin kuzeyi ile etkileşimli olarak Doğu ve Güneydoğu bölgemizde “Rezerv Alan Stratejisi” uygulamaktadır. Buna göre PKK, tüm harekât planlarıyla ABD’nin bölgedeki en büyük operatif gücü CENTCOM’a angaje olarak ABD’nin yan unsuru haline gelmiştir!  

Âcizane, bölge ile alakalı deki en önemli öngörülerimden birisi deABD’nin Türkiye’de iki yıla yayacak şekilde bir halk savaşı başlatmayı tasarlaması ve bu istikamette bazı adımlar attığıdır... İşte, ülkemizin Suriyelileştirme sürecinde, idari yapımızdaki bu ciddi “PKK’lı Memur” kapasitesi de bir Milli gÜvenlik sorunu olarak algılanmalı ve “tehlike algılaması” kapsamında ele alınmalıdır!

Gelinen aşamada siyasi iktidar HDP/PKK güdümündeki belediyelerin görevden alınmasını sağlamıştır. Lakin elinde KHK avantajı ve geniş toplumsal mutabakat olmasına rağmen ve dahî FETÖ ile mücadele kapsamında PKK tehlikesini de dilinden düşürmemesine karşın, kamuda çöreklenmiş "PKK’lı Memurlar" hakkında hâlâ duruma vaz’iyed etmemiştir!

Ülkü Ocakları Ege Üniversitesi sorumlusu merhum Fırat Yılmaz Çakıroğlu örneğinde olduğu gibi, üniversitelerimizi işledikleri cinayetlerle ve ürettikleri şiddetle mini bir Kandil’e çeviren öğrenci kılıklı teröristler, bunlara göz yuman üniversite yöneticileri ve akademisyen kapasitesine de hâlâ ilişilmemiştir!

Doğu ve G.Doğu’daki bu kötü idari işleyiş tablosunun acil düzeltilmesi noktasında, kafalarda “şüphe” oluşturacak raddede niçin bu denli ağır hareket edilmektedir?

Son zamanlarda süreci sulandıran uygulamaların sayısında artış olsa da, “kurunun yanında yaşında yandığı” istikametinde şikâyetler artsa da, idari yapıdaki FETÖ kapasitesine yönelik atılan hamleler, niçin ülkenin idari yapısına sızmış veya yerleştirilmiş PKK kapasitesine karşı atılmamaktadır? 

Güvenlik güçlerimiz canhıraş bir şekilde terörle mücadele edecek, sürekli şehit verilecek ama diğer tarafta; terörden temizlenmesi için mücadele ettiğiniz şehirlerde, egemenliğinizin parçası olan kamu gücünü kullanan memur kapasitesinin ekserisi PKK’lı ya da PKK’ya müzahir kişiler olacak!

Ne anladık biz bu işten?

Hülasa,

Bu “PKK’lı Memurlar” meselesi başlı başına bir kamu düzeni ihlalidir. Bu ihlali elinde imkânı olduğu halde “ortadan kaldıramayan”, “geciktiren” veya “askıya alan” siyaset kurumu, devlet niteliğini yitirme riskini de tetiklemiş sayılır…

Nasıl ki haklı olarak FETÖ konusunda Kamu Düzeni’ni “esnetecek” durumlar dahî tolere edilmiyorsa, “PKKlı Memurlar” konusunda da aynı duruş sergilenmeli “Kamu Kudreti” her türlü yetki ve etkinliğiyle ivedilikle devreye sokulmalıdır!

Eğer siyaset kurumunda veya ilgili bürokratik kapasite de bu “PKK’lı Memurlar” konusu üzerinden geleceğe matuf “siyasi denge” tesis etme niyeti taşıyanlar var ise; bu durum sadece Kamu Düzeni’nin “istismar” edilmesi değil, başlı başına bir ihanettir!  

0
0
0
s2sdefault